İçeriğe geç

Ya hep ya hiç kimin eseri ?

Ya Hep Ya Hiç Kimin Eseri?

“Ya hep ya hiç” düşüncesi, toplumda sıkça karşılaştığımız ve bazen istemsizce benimseyip yaşamımıza entegre ettiğimiz bir yaklaşım. Bu siyah-beyaz düşünme tarzı, her şeyin ya mükemmel ya da tam anlamıyla başarısız olduğu anlayışına dayanır. Peki, bu bakış açısı toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından ne anlama gelir? İnsanların farklı toplumsal statülerine göre nasıl şekillenir? Sokakta, toplu taşımada, işyerinde gözlemlediğim sahnelerden örneklerle, “Ya hep ya hiç” kavramının toplumun çeşitli gruplarını nasıl etkilediğini ve bu düşüncenin nasıl dayatıldığını inceleyeceğiz.

Toplumsal Cinsiyetin Etkisi: Kadın ve Erkek Arasındaki Farklar

Sokakta gördüğüm bir sahneyi anlatmak istiyorum. Bir gün, sabah işe giderken toplu taşımada bir kadının telefonla konuştuğuna tanık oldum. Telefonda iş yerindeki bir sorunla ilgili konuşuyordu, ama kullandığı dil oldukça temkinli ve ölçülüdü. Kendini ispatlama çabası içindeydi. Diğer tarafta, aynı yaşlardaki bir erkek yolcu ise yüksek sesle, özgüvenli bir şekilde, gündemdeki bir haberi tartışıyordu. Her iki kişi de benzer yaş ve pozisyonda olmasına rağmen, kadın biraz daha temkinli ve gerideydi. İşte bu, “Ya hep ya hiç” anlayışının toplumsal cinsiyetle nasıl ilişkilendiğini gösteren bir örnek.

Kadınların, toplumsal olarak başarılarını ya da gücünü kanıtlamak için genellikle daha dikkatli ve titiz olmaları gerektiği düşünülebilir. Bu, modern toplumda kadınların, ya mükemmel ya da sıfır noktasında olma baskısını hissettikleri bir yer. Erkekler ise daha rahat bir şekilde kendilerini ifade edebilirken, kadınların bu özgürlüğe sahip olamaması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansımasıdır. Kadınlar, hem profesyonel hem de kişisel yaşamlarında, hep mükemmel olma baskısı altındadır. Bu da “Ya hep ya hiç” düşüncesinin kadına dayatılan halidir.

Çeşitlilik ve Toplumsal İhtiyaçlar: Birden Fazla Gerçeklik

Toplumda herkesin yaşamı, farklı bir hikâyeye dayanır. Çeşitlilik sadece etnik kökenle değil, aynı zamanda sınıfsal yapılarla, eğitimle ve ekonomik koşullarla da ilgilidir. Geçenlerde bir seminerde, farklı yaşlardan ve kökenlerden gelen insanlar bir araya geldi. Birkaç kişi, şehrin elit semtlerinden gelmişti, diğerleri ise yoksul mahallelerde büyümüş. Seminerde konuşulan konular genellikle “başarı” üzerineydi. Fakat, “Ya hep ya hiç” yaklaşımının herkes için geçerli olmadığını gördüm. Şehir merkezinde doğup büyüyen ve eğitimini tamamlamış bir kişi için başarı, genellikle hemen elde edilebilen ve herkes tarafından takdir edilen bir şeyken, aynı seminerdeki bir başka kişi için başarı, yalnızca yaşamını sürdürebilmek ve huzurlu bir aile hayatı kurabilmekti.

“Ya hep ya hiç” düşüncesi, bu çeşitliliğin ve farklı gerçekliklerin göz ardı edilmesine neden olabilir. Herkesin başarıya ve mutluluğa ulaşma şekli farklıdır. Kimisi için bu, bir kariyerin zirvesi olabilir, kimisi için ise sadece geçim sağlamak ve sevgi dolu bir aile kurmak yeterlidir. Çeşitli toplumsal gruplar, başarı ve değer anlayışları bakımından farklılıklara sahiptir ve “ya hep ya hiç” gibi keskin ifadeler, bu farklılıkları anlamadan her bireyi aynı potaya koyma hatasına düşeriz.

Sosyal Adalet ve Toplumdaki Dayatmalar

Sosyal adaletin gündemde olduğu bir dönemde, toplumsal cinsiyet ve çeşitliliğin yanında, “Ya hep ya hiç” gibi kutuplaştırıcı düşüncelerin etkilerini görmemek imkansız. Yine bir sabah işe giderken, yaşlı bir kadının, genç bir kadına yaptığı öneriyi duydum. “Hayatını böyle yaşamazsan hiçbir şey başaramazsın,” diyordu. Genç kadın ise, işyerindeki mobbing nedeniyle gözle görülür şekilde tükenmişti. Bu sahne, toplumsal adaletin ve eşitliğin nasıl zaman zaman sadece birer “görüntü” olmaktan öteye gidemediğini gösteriyor. Sosyal adaletin varlığını hissetmek isteyen pek çok insan, aynı zamanda toplumsal normlara uymak zorunda kalıyor.

“Ya hep ya hiç” yaklaşımının bir sonucu olarak, toplumda genellikle “ya başarılı olursun, ya başarısız olursun” gibi bir ikilik dayatılır. Bu durum, sosyal adaletin önündeki en büyük engellerden biridir. Bireylerin geçmişi, deneyimleri ve bağlamları göz önünde bulundurulmadan her şeyin ya en mükemmel ya da en kötü olabileceği bir dünyada yaşamaya zorlanıyoruz. Bu bakış açısı, toplumsal grupların haklarını savunmalarını zorlaştırır. Herkesin her şeyde aynı başarıyı yakalayamayacağını kabul etmek, toplumsal adaletin temel taşlarından biridir.

Sonuç: İçimizdeki Çeşitliği Kabul Etmek

“Ya hep ya hiç” anlayışı, günümüzde en çok karşılaştığımız ve bazen istemsizce kabullendiğimiz bir düşünce tarzıdır. Bu düşünce tarzı, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle birleştiğinde, birçok farklı grubun yaşamını olumsuz etkiler. Sokakta, işyerinde, toplu taşımada gördüğüm sahneler, bize toplumsal cinsiyet ve çeşitliliğin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. Kadınların, erkeklerin, farklı etnik kökenlerden gelenlerin ve toplumsal statüleri farklı olanların “ya hep ya hiç” düşüncesiyle nasıl başa çıktıkları, toplumun adalet anlayışının ne kadar derin olduğunu da gösteriyor.

Bu düşünce tarzını sorgulamak ve farklı grupların gerçeklerini anlamak, daha adil bir toplum yaratmanın ilk adımıdır. Hepimizin farklı bir gerçekliği ve başarı tanımımız var. Hepimiz farklı bir yolculuktan geçiyoruz ve bu yolculukları kucaklamak, “ya hep ya hiç” gibi dar kalıplara hapsolmaktan çok daha önemli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexper girişbetexpergir.netbetexper güncel adres