Sevgili Atanurnakliyat ziyaretçileri, bugün “Japonya’ya gidiş kaç saat” konusunda bilinmesi gerekenleri ele alıyoruz.
Kayseri’de Başlayan Bir Hayalin Uzaklara Uzanan Yolu
Kayseri’nin sabahları sert olur. Rüzgâr Erciyes’in eteklerinden aşağı inerken yüzüme çarpıyor ve ben her seferinde aynı şeyi düşünüyorum: “Burası güzel ama içimde hep başka bir yer çağırıyor.”
25 yaşındayım. Günlük tutmayı bırakmadım hiçbir zaman. Defterlerim dolu; bazı sayfalar umutla, bazıları yarım kalmış cümlelerle. Son aylarda hep aynı kelime dönüp duruyor zihnimde: Japonya.
İlk kez Japonya’yı düşündüğüm gün, aslında sıradan bir gündü. Bir kahve içiyordum, telefonda bir video kaydı açıldı ve Tokyo sokakları gözümün önüne düştü. Işıklar, kalabalık, düzen… O an içimde garip bir kıpırtı oldu. Sanki yıllardır kaybettiğim bir parçayı orada bulacakmışım gibi.
Ve o andan sonra tek bir soru kafama yerleşti: Japonya’ya gidiş kaç saat?
Uzaklık Sadece Haritada mı?
O soruyu ilk sorduğumda aslında cevapla ilgilenmiyordum. Sadece o yolun ne kadar uzun olduğunu bilmek istiyordum. Çünkü insan bazen mesafeyi öğrenince hayalini daha gerçek hissediyor.
Telefonu elime alıp tekrar tekrar yazdım: Japonya’ya gidiş kaç saat?
Uçuşlar, aktarmalar, saat farkları… Hepsi bir anda önümde belirdi. Yaklaşık 10 saatten 15 saate, bazen 20 saate uzanan bir yolculuk. İstanbul’dan Tokyo’ya, oradan Osaka’ya… Her aktarma aslında başka bir hayat gibi.
Ama benim için mesele saat değildi. Asıl mesele, o saatlerin içinde ben kim olacaktım?
Bir Biletin Düşündürdükleri
Bir gün otobüs terminaline giderken, insanlar valizleriyle koşuşturuyordu. Herkes bir yere yetişme derdindeydi. Ben ise sadece yürüyordum. O an aklımdan geçirdim: “Bir gün ben de böyle bir valizle çok uzaklara gidebilir miyim?”
Japonya kelimesi zihnimde bir şehir adı olmaktan çıkmıştı. Bir ihtimaldi artık. Bir kaçış değil, bir arayış.
Ve yine aynı soru: Japonya’ya gidiş kaç saat?
Bu sorunun cevabı beni korkutmuyordu. Aksine, içimde garip bir huzur vardı. Sanki o uzun yolculuk, beni kendime daha çok yaklaştıracaktı.
Uçak Sesine Karışan Hayaller
Bir gece havaalanı videoları izledim. İnsanlar gidiyor, insanlar dönüyor… Herkes bir hikâyenin içinde. Ve ben kendi hikâyemin nerede başladığını düşünmeye başladım.
Kayseri’de büyümek güzeldi ama bazen yetmiyordu. Aynı sokaklar, aynı yüzler, aynı rüzgâr… İçimdeki ses büyüdükçe şehir küçük gelmeye başlamıştı.
O an defterime şunu yazdım:
“Ben gitmek istiyorum. Sadece fiziksel olarak değil, içimde de gitmek istiyorum.”
Ve altına ekledim: Japonya’ya gidiş kaç saat?
Beklemek mi, Yoksa Hazırlanmak mı?
Beklemek kelimesi bana hep boşluk gibi gelir. Ama hazırlık başka bir şey. Hazırlanmak, umutla dolu bir bekleyiştir.
Sonraki günlerde kendimi sürekli araştırma yaparken buldum. Uçak biletleri, aktarmalar, havaalanları… Her detay beni biraz daha içine çekiyordu.
Ama en çok düşündüğüm şey yine aynıydı: Japonya’ya gidiş kaç saat?
Çünkü o süre, aslında benim sabrımı ölçüyordu. Ne kadar bekleyebilirdim? Ne kadar hayal kurabilirdim?
Kayseri’den Dünyaya Açılan Bir Pencere
Akşamları Erciyes’e bakarken, dağın arkasında başka şehirler hayal ediyorum. Tokyo’nun ışıklarıyla Kayseri’nin sessizliği arasında gidip geliyorum.
İkisi birbirine çok uzak. Ama garip bir şekilde içimde yan yana duruyorlar.
Bir gün kendimi Tokyo sokaklarında yürürken hayal ediyorum. Kalabalığın içinde kaybolmuşum ama kaybolmak korkutmuyor beni. Aksine, ilk defa ait olmadığım bir yerde bile var olabileceğimi düşünüyorum.
Yolculuğun Asıl Başladığı Yer
Aslında hiçbir uçak kalkmadan önce yolculuk başlar. Benimki de çoktan başlamıştı.
Her gün aynı soruyla uyanıyordum: Japonya’ya gidiş kaç saat?
Bu soru artık bir merak değil, bir ritüel olmuştu. Sanki o soruyu sormazsam hayalim eksik kalacaktı.
Bir gün arkadaşım “Gerçekten gitmeyi düşünüyor musun?” diye sordu.
Bir an durdum. Cevap vermek kolay değildi. Çünkü gitmek sadece bir karar değildi; bir vedaydı da.
Kayseri’ye, alışkanlıklara, güvenli olana…
Vedaların Sessizliği
Vedalar hep sessiz olur. Bağırarak değil, içten içe gerçekleşir.
Ben de o vedayı içimde yaşıyordum. Henüz gitmemiştim ama bir yanım çoktan yoldaydı.
O gece defterime uzun bir şey yazdım. Ama en çok şu cümle kaldı aklımda:
“Belki de insan en çok gitmek istediği yerde kendini bulur.”
Ve yine o soru araya girdi: Japonya’ya gidiş kaç saat?
Bu kez cevabı biliyordum ama önemsemiyordum. Çünkü artık süre değil, varış önemliydi.
Uçağın İçindeki Sessizlik Hayali
Kendimi bir uçakta hayal ediyorum. Cam kenarında oturuyorum. Altımda bulutlar var.
Telefonumda saatler ilerliyor. Dışarıda dünya değişiyor.
İnsan böyle anlarda kendi iç sesiyle baş başa kalıyor. Ben de o an ne düşüneceğimi biliyorum:
“Gerçekten gidiyorum.”
Ve belki de en çok o an içimden geçecek: Japonya’ya gidiş kaç saat? Ama artık sadece bir soru değil, bir hikâyenin başlangıcı.
Japonya Bir Ülke Değil, Bir His
Zamanla fark ettim ki Japonya benim için bir ülke değil. Bir his. Düzen, uzaklık, sessizlik ve kalabalığın aynı anda var olabildiği bir yer.
Kayseri’de yürürken bile bazen Tokyo’da gibi hissediyorum artık. Garip bir zihinsel köprü kurdum kendimle.
Bir yanda Erciyes, bir yanda Fuji Dağı…
İkisi de aynı gökyüzünün altında ama çok farklı dünyalar.
Hayallerin Uzaklığı
İnsan en çok bilmediği şeye bağlanıyor bazen. Ben de Japonya’yı hiç görmememe rağmen ona bağlandım.
Çünkü uzaklık, hayali daha değerli yapıyor.
Ve her defasında aynı cümle dönüyor içimde: Japonya’ya gidiş kaç saat?
Bu sorunun cevabı beni hiçbir zaman yıldırmadı. Aksine, daha da meraklandırdı.
Bir Gün Gerçek Olursa
Bir gün gerçekten o bileti alırsam, valizimi toplarken içimde garip bir sessizlik olacak.
Kayseri’nin sabah rüzgârını son kez hissedeceğim.
Ve uçak kalkarken içimden tek bir şey geçecek:
“Bütün bu bekleyiş buna değdi.”
O anda artık saatlerin bir önemi kalmayacak.
Çünkü yolculuk çoktan başlamış olacak.