Öncül Önerme: Bir Hayatın Yansıması
Hayatımda belki de en çok hissettiğim şey, başlangıçlardaki o heyecandı. Yeni bir şeyin başlangıcını keşfetmek; bir umut, bir heyecan, yeni bir şeyler yapmak için can atmak… Ama sonrasında çoğu zaman bir hayal kırıklığıyla sonlanıyordu. Kayseri’nin sokaklarında yürürken, o her zaman orada olan sessizlikte, geçmişi, anılarını, hislerini düşünürken bazen bunun ne anlama geldiğini kendime soruyorum.
Bugün de o eski bir gün gibi. Bir süre önce yazdığım bir günlüğü okudum ve gözlerim yine aynı eski yollarda kaydı. Kendimi bildim bileli yazıyorum. Her günün bir anlamı olmalı, diyorum. Her anın bir öncesi ve sonrası… Hani bazen bir şeyler sormak gelir içinden ama sormaya cesaret edemezsin. Bu yazı da böyle işte. İçimdeki soruları, duyguları, kararsızlıkları ve hayal kırıklıklarını birkaç kelimeyle anlatmaya çalışacağım.
Başlangıcın Heyecanı
O gün sabah, sabah güneşinin ışıkları Kayseri’nin taş duvarlarından yansıyarak odamın pencere camından içeri süzüldü. Yeni bir gün, yeni bir umut. Ama işte bazen böyle bir gün gelir ve ne yapacağını bilemezsin. Ne olacak ki diyorum, ne fark eder ki? Ama gözlerimde bir şeyler var; bir kararsızlık, bir umutsuzluk… Çünkü ben hep bir şeylerin başlangıcını iyi biliyorum ama devamını… Orada hep bir eksiklik var. O eksiklik, hayatımda eksik olan o “öncül önerme”yi aradığımda ne kadar da belirginleşiyor. Ne demek ki bu? Önceki her şeyin anlamlı olabilmesi için bir önerme, bir başlangıç, bir öncül gerekiyor.
Bir Hayal Kırıklığı
Bir gün, yıllarca görmek istediğim o insanla karşılaştım. Heyecanla, umutla, bekleyerek o anı yıllarca düşündüm. Ancak o an geldiğinde, hayal kırıklığından başka hiçbir şey hissetmedim. O kadar hazırlık yapmışım ki, hiçbir şey yerli yerinde değildi. Onun bana bakışları, söyledikleri, hissettiklerim… Hepsi birbiriyle çelişiyordu. İşte o an, içimde “öncül önerme”nin ne anlama geldiğini daha iyi anladım.
Bir şeyi istemek, bir şeyi beklemek… Ancak istediğin şeyin sonunda hayal kırıklığına uğramak. Beklentinin düşmesi, ardından gelen yalnızlık, yalnızlık içinde kaybolan duygular… Ne tuhaf bir şey, öyle değil mi? Bir şeyin, bir ilişkinin, bir anın anlamlı olabilmesi için öncelikle bir temele ihtiyacımız var.
Hani bazen birine çok şey söylersin ama anlamaz. Ya da bir şeyin en başında ne düşündüğünü çok net hatırlarsın ama sonunda o düşünceler yerle bir olur. İşte bu yüzden bazen her şey bir önerme gibi başlar ama sonra ne olacağına karar vermek çok daha karmaşık hale gelir. Bu noktada içsel çelişkiler, gerçeklik ile hayal gücü arasındaki fark daha net bir şekilde ortaya çıkar.
İçsel Çelişkiler
Bazen insan bir şeylere inandırır kendini, hayal eder ve o hayale sarılır. Ama bir gün gözlerini açtığında, hayalinin bir yanılsamadan ibaret olduğunu fark eder. İşte o zaman, içindeki o eski “öncül önerme”yi sorgulamaya başlarsın. Şimdi nereye gidiyoruz? Ya da daha doğru bir ifadeyle: Ben nereye gidiyorum?
Bir insanın içinde bulunduğu ortam, yaşadığı deneyimler, geçmişi… Hepsi o kişiyi bir öncül önerme gibi şekillendirir. Yani, biz hayatın içinde her zaman bir temel kurarak başlarız ve sonrasında o temelin üzerine inşa ederiz. Ama bazen o temelin sağlam olup olmadığını anlamadan inşa ederiz ve işte o zaman büyük hayal kırıklıkları gelir. Kayseri’nin sokaklarında dolaşırken, bu çelişkiler ve hayal kırıklıkları hep bir yerde sarmal haline gelir. Bir şeyin temeline, o ilk adımına, o başlangıcına dokunmak… Ne kadar önemli! Ama ne yazık ki çoğu zaman bu dokunuş eksik kalır.
Umut ve Devam Etme Kararlılığı
Ama sonra bir şey olur. Ne olduğu önemli değil. Hayat yine devam eder. Bir adım daha atmak, bir adım daha atmak… Hala umudum var. Evet, bu kez belki de çok zorlandım, belki de hayal kırıklıklarım beni sarhoş etti ama sonunda bir adım daha atmaya karar veriyorum. İşte bu, hayatın anlamı. Hayal kırıklığı olsa da, kaybolan umutlar olsa da… Yine de devam etmek. Çünkü hayatta her şeyin bir “öncül önerme”sinin olması gerekiyor. Her şeyin bir nedeni, bir temeli olmalı. Bunu fark etmek, her seferinde biraz daha büyütüyor insanı. Düşünceler, hisler… Bazen her şey karmaşık olsa da, o karmaşıklığı anlamak, işte o zaman insan, büyümüş olduğunu hissediyor.
Sonunda, o eski günlüğü tekrar açıyorum. Belki de her şeyin bir anlamı vardır, belki de her şeye bir başlangıç noktası vardır. Ama hayat her zaman bizim denediğimiz gibi gitmez. Yine de bir şeyler öğreniriz. Düşüncelerimiz, duygularımız… Her şey bir adım, bir başlangıç noktasıyla başlar. Ve bir gün, o başlangıç noktası daha net bir şekilde belirginleşir.
Sonuçta Her Şey Bir “Öncül Önerme” İle Başlar
Hayatımda şunu fark ettim: Her şey, bir önerme ile başlar. Bir şeyin doğru olup olmadığını anlamadan önce, o şeye inanırsın. Birine güvenirsin. Ama sonra, her şey kendi başına gelişir ve nihayetinde, kendinle yüzleşirsin. Benim için de hayat, her zaman başlangıçlarla ve onlardan aldığım derslerle şekillendi. Kayseri’nin dağlarını, vadilerini, sokaklarını gezdim. Her köşe başında bir şeyler öğrendim. Ama belki de her şeyin en güzel kısmı, o öğretilerin hepsinin içindeki “öncül önerme”yi anlamaya çalışmaktı.
Bugün, bir şeyin ne olacağını bilemiyorum. Ama belki de önemli olan, o öncül önerme ile başlamak ve sonra yol alırken, kendini bulmak.